Mart 2026: Mantı
Ramazan sonu İstanbul’a geldim. İstanbul’dan çalışmak rutinimi biraz bozdu. Ramazan’ın son günleri ailemle iftar yapmaya gelmiştim ama saat farkıyla beraber toplantılarım iftar saatine kaydı.
Aralık’tan beri sürekli birilerinin yanındayım ve birileri varken normalimden fazla yiyorum, yediğim için de kilo alıyorum. Yemekle ilişkimi yine yeniden toparlamam lazım.
Çok uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla iftar yaptık, iyi geldi. Sonra Tuğba ve küçük kardeşimle Süleymaniye civarına iftara gittik. Ailemle erken doğum günü kutlaması yaptık.
Kedileri çok özlemişim.
Ramazan’dan sonra günlük stres hayatıma geri yüklendi. Ramazan’da stres yapmıyormuşum, Ramazan bittikten sonra fark ettim.
Madrid’e annemle döndüm. Hem İstanbul’da hem Madrid’de bir sürü güzel anne yemeği yemiş oldum.
Bir günlüğüne Sevilla’ya gittik. Kurtuba’daki kadar çok portakal ağacı görmedim ama kokudan mest oldum. Hanımeli kokusuna benziyor.
Hava sıcak, Sevilla bir günde gezilemeyecek kadar büyüktü. İngilizce konuşma oranı bence Madrid’den fazla.
Plaza España’da çizim yapayım dedim, skeç yapmayalı uzun zaman olduğu için biraz panikledim. Korkumdan skeç defterlerimde yapmadığım bir şey olarak önce kurşun kalemle eskiz almak istedim. Nihayetinde batırmaktan korktuğum için batırdım. Ya ilk defa ya da hatırlayamadığım kadar uzun zamandır ilk defa bir çizimi yarım bıraktım. Aslında yarım bırakmamak için hızlıca karaladım, elbette ki olmadı. Şimdi dönüp bakınca keşke birazcık renk atsaydım diyorum, belki o kadar da kötü durmazmazdı. Yendiğim çizim korkumun bana hafiften dokunması canımı sıktı.
Bu ay elime ukuleleyi aldığım limitli zamanda bana ne kadar iyi geldiğini tekrar hatırladım. Kendime 1-2 şarkı çalmak beni sakinleştiriyor. Bu yaştan sonra yeni bir hobiye heves duymam diyordum, öyle değilmiş. İnsan bir şeyi eline alıp ilk köşe taşını koyana kadar öyle sanıyormuş.
Daha önce yazdığımı hatırlamıyorum, menisküsümde ufak yırtılma varmış. Sanırım taşınma sırasında oldu. Ağır bavulları indir kaldır, evden eve asansörsüz taşı derken iki dizimi de sırayla incitmiştim ve aylarca ağrımıştı. İspanyolcam yok diye doktora da gitmedim, İngilizce konuşan doktor nasıl bulurum diye bakmadım. Bir beyin sisi yüklendi ve ben ciddi ağrılarıma rağmen hiçbir aksiyon almadım. Dönüp bakınca ne saçmalamışım diyorum. Bir yandan da diyorum ki hayatımda çok fazla değişiklik vardı ve her şeye kendim koşturmaktan yorulmuştum. Sanırım bir şeyi de göz ardı etmek, bir aksiyondan geri kalmak istedim. Yanılmıyorsam Eylül gibi çok da istikrarlı olmayacak şekilde yogaya başladım. Yogaya “yavaşlığı” sebebiyle hiçbir zaman ilgi duymamıştım. Şimdiyse yavaşlamak istiyorum.
Önümüzdeki ay görüşürüz.
















Yorumlar
Yorum Gönder